19 Ocak 2018 Cuma
Anasayfa > SAĞLIK > Depresyon, Panikatak, Anksiyte Hastalıkları Ve İlaçlarının Hayatımızdaki Yeri

Depresyon, Panikatak, Anksiyte Hastalıkları Ve İlaçlarının Hayatımızdaki Yeri

25.07.2017 00:27 12 14 16 18 yazdır
Depresyon, Panikatak, Anksiyte Hastalıkları Ve İlaçlarının Hayatımızdaki Yeri
Depresyon, Panikatak, Anksiyte Hastalıkları Ve İlaçlarının Hayatımızdaki Yeri
Anksiyete Bozukluklarında İlaç Tedavisi

Panik bozukluk, özgül fobi, sosyal fobi, obsesif kompülsif bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu, DSM-IV psikiyatri sınıflamasına göre anksiyete bozuklukları olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalıklar hemen hemen aynı temel işlemin farklı ciddiyet ve karmaşıklıktaki temsilleridir.

Anksiyete bozukluklarının tedavisinde ilaç tedavileri tek başına veya psikoterapiler ile birlikte tıbbi tedavi olarak etkinlikle kullanılmaktadır. Hemen hemen tüm anksiyete bozukluklarının alt tiplerinde ilaç tedavileri benzer sonuçlar vermektedir. Bir tek özgül fobide bu durumdan istisna olarak, davranışçı terapilerin yeterli olduğu kabul edilir.

Anksiyete bozukluklarında kullanılan ilaçlar şunlardır.

1) Primer anksiyolitik ilaçlar:

Bu ilaçlar minör trankilizan veya sedatif-hipnotikler olarak da isimlendirilir. Benzodiazepin grubu ilaçlar bu grupta yer alır. Benzodiazepinler obsesif-kompülsif bozukluk dışındaki tüm anksiyete bozukluklarında etkilidirler.

Lorazepam ve oksazepam etkilerinin çabuk başlaması nedeniyle akut vakalarda özellikle tercih edilir.

Klonazepam, klordiazepoksit gibi ajanlar ise uzun ve düzenli etkileri, doz ayarlama kolaylığı nedeniyle kronik vakalarda iyi bir tercihtir.

Alprazolam (Xanax) ve diazepam ise orta etkili ajanlar olup her tür anksiyete tedavisinde sıklıkla kullanılırlar.

Benzodiazepinlerin güvenilirliği anksiyetenin giderilmesi ile sedasyon arasındaki geniş doz aralığından gelmektedir.

Hastaların bu tür ilaç kullanımında en büyük endişeleri ilacın bağlılık ve bağımlılık yapmasıdır. Benzodiazepinlerin sınırlı bağımlılık olasılıkları vardır. Doktor kontrolünde ve sınırlı sürelerle kullanıldığında korkmamak gerekir. Bu ilaçlar bulgulara yönelik doz titrasyonları yapılarak belli süreler kullanılır ve azaltılarak kesilir.

En sık görülen yan etkiler uyku hali ve sersemlik hissidir. Hastalar, herhangi bir ilacı kullanmadan önce başka hastalıklardan dolayı kullandıkları ilaçları doktorlarına mutlaka söylemelidir. Bu potansiyel yan etkiler yönünden çok önemlidir.

Buspiron da benzodiazepinlere benzer olmakla birlikte farklı değerlendirilen bir anksiyolitik ilaçtır. Yaygın anksiyete bozukluğu dışındaki anksiyete bozukluklarında etkisi pek yoktur. Bağımlılık yapma potansiyelinin olmadığı kabul edilmektedir. Etkisini ortalama 2 hafta içinde gösterir. Kandaki yarılanma ömrü kısa olduğundan günde 2-3 kez alınmalıdır. Sedatif etkisi bulunmamaktadır.

2) Beta bloker ilaçlar:

Sıklıkla performans anksiyetesinde etkilidirler. Anksiyetenin çarpıntı, titreme ve terleme gibi sempatik sinir sistemi etkilerini yatıştırırlar. Propranolol, Atenolol, Metoprolol, Nadolol, Pindolol gibi ilaçlar bu gruptadır.

3) Antidepresan ilaçlar:

Birçok hastada anksiyete bulguları ile depresyon bulguları benzer de olsa, antidepresanların anksiyete tedavisindeki etkileri antidepresan özelliklerinden bağımsızdır. Anksiyete tedavisinde antidepresan ve anksiyolitik ilaçların tek başlarına veya kombine kullanımı olgunun durumuna ve klinisyenin tercihine bağlıdır. İki grup ilaç arasındaki en büyük fark etkinin başlama hızıdır. Genel yaklaşım antidepresan ve anksiyolitik ilaçların birlikte başlanıp, antidepresanların ortalama 4-8 hafta süren olumlu etkileri başlayana kadar beraber kullanıp, sonra doz azaltarak anksiyolitik ilaçları kesmektir. Uzun dönemli tedavi antidepresanlarla devam eder. Antidepresanların en olumlu yanı iyi tolere edilmeleri ve bağımlılık yapma potansiyellerinin olmamasıdır.

Anksiyolitikler merkezi sinir sisteminde GABA (gamma-aminobutirikasit) nörotransmitterler üzerinden etki gösterirken, antidepresan ilaçlar noradrenerjik ve serotonerjik nörotransmitterler üzerinden etki gösterir.

Anksiyete tedavisi için belirli tek bir spesifik antidepresan mevcut değildir. Etkili bir tedavi seçimi klinisyenin bilgi ve becerisi ile olgunun özelliklerine bağlıdır. Örneğin; obsesif kompulsif bozukluk ve panik bozukluk tedavisinde serotonerjik etkileri kuvvetli bir antidepresan seçimi daha uygundur.

İlaç seçiminde hastanın belirli bir ilaca daha önce verdiği yanıtlar veya hastanın birinci dereceden akrabasının aynı rahatsızlık için verdiği olumlu yanıt yol gösterici olabilir.

Hastanın ilacın olası yan etkilerine toleransı da ilaç seçimini etkileyen önemli bir faktördür. Hastalar uzun dönemde libido azalması, orgazm olamama, sertleşme kusurları gibi seksüel yan etkilerden ve kilo alımından şikâyetçi olabilirler. Bunlar en sık görülen yan etkiler olmakla birlikte kalıcı değildirler.

Trisiklik antidepresanlar, anksiyete bozukluğu tedavisinde ilk kullanılan ve en çok araştırma yapılmış ilaçlardır. Bunların serotonin ve norepinefrin geri alımında kısa dönem etkileri vardır. Klomipramin (Anafranil) obsesif kompülsif bozuklukta en etkili trisiklik antidepresan olup, çok güçlü bir serotonerjik ilaçtır. İmipramin (Tofranil)'de sıklıkla tercih edilen ve etkili olan diğer bir trisiklik ajandır. Trisiklik ilaçların alkolle birlikte kullanımı tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)'de serotonin ve norepinefrin metabolizmaları üzerinden etki eden, depresyon ve kronik anksiyete bozukluklarında etkili ilaçlardır. Obsesif kompulsif bozuklukta da faydalıdır. Bu grup ilaçların en büyük dezavantajı peynir, şarap, tavuk ve sığır ciğeri, sosis, konserve gıdalar gibi tiramin içeren gıdalarla ve diğer birçok ilaçla çapraz reaksiyona girerek hipertansiyon gibi ciddi yan etkilere sebep olabilmesidir. Geri dönüşümlü MAOI'ı olan moklobemid bu grubun en tercih edilen ilacıdır.

Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) anksiyete bozukluklarının tedavisinde etkili olan yeni grup antidepresan ilaçlardır. Yan etkilerinin azlığı nedeniyle tercih sebebidirler. Fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, sertralin, nefazodon, sitalopram, essitalopram bu grup ilaçlardandır.

Sonuç olarak panik bozukluk, sosyal fobi, özgül fobi, obsesif kompülsif bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu gibi çeşitli anksiyete bozukluklarının tedavisinde olgunun durumuna göre antidepresanlar, anksiyolitik ilaçlar ve davranışçı terapiler birlikte veya ayrı ayrı kullanılabilmekte ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.

www.antalyapsikiyatris.com)


Panik ataklar aşağıdaki belirtilerden dört veya daha fazlasının aynı anda olması ile karakterizedir; 
1. Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsanması,
2. Terleme,
3. Titreme ya da sarsılma,
4. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
5. Soluğun kesilmesi,
6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi,
7. Bulantı ya da karın ağrısı,
8. Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma,
9. Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme,
10. Kontrolünü kaybetme korkusu,
11. Ölüm korkusu,
12. Uyuşma ya da karıncalanma,
13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları,
Birçok ruhsal ve bedensel rahatsızlık panik atağa ve benzeri şikayetlere sebep olmaktadır. Bu nedenle kendisinde panik atak belirtileri olduğunu düşünen bir kişinin yanlış tedavi alma riskinin oluşmaması (kalp krizi geçireceklerini, felç olabileceklerini, kontrolü kaybedeceklerini?) için öncelikle bir hekim tarafından değerlendirilerek rahatsızlığının panik bozukluk olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Panik ataklar nasıl oluşur?

Korku bize tehlikeli durumlarda avantaj sağlayan hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli bir duygudur. Örneğin karşımıza bir hayvan çıktığında (köpek, kedi?) korkarız. Sonra vücudumuzda sempatik sistem adı verilen tehlikeli durumlarda alarm veren ve sorunla savaşmak ya da bu durumdan kaçmak için sistem devreye girer. Sonra;
1. Hızlı nefes alıp vermeye başlarız: Bu da nefesimiz daralıyor ya da boğuluyormuş, soluğumuz kesiliyormuş gibi hissetmemize, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissine neden olabilir.
2. Kalp atışlarımız hızlanır: Çarpıntı hissedebiliriz ya da kalp atımlarımızı duyumsayabiliriz.
3. Kan basıncımız artar ve kalbimiz özellikle kaslarımıza bol miktarda kan pompalar: Terleme, titreme ya da sarsılma, ateş basması hissederiz.
4. Derimize daha az kan pompalanır: Uyuşma ya da karıncalanma hissetmemize yol açabilir.
5. Sindirim sistemimize daha az kan pompalanır: Bulantı ya da karın ağrısı hissedebiliriz.
6. Kanımızdaki oksijen artar karbondioksit azalır ve beyin kan sirkülasyonu değişir: Kendimizi ya da çevremizi değişmiş, tuhaf ve farklı hissetmemize, kontrolümüzü kaybedebileceğimiz korkusunun oluşmasına neden olabilir.

Panik bozukluk hastalığının görülme sıklığı nedir?

Yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, panik bozukluğunun yaşam boyu yaygınlığı, %1.5-3.5 olarak bulunmuştur. Panik bozukluğu daha sıklıkla genç erişkinlik döneminde başlar. Başlangıç yaşı daha çok 20'li yaşlar olmakla birlikte, yaşamın herhangi döneminde de başlayabilir. Panik bozukluğu kadınlarda, erkeklere göre yaklaşık iki kat sıklıkta görülmektedir.

Panik bozukluk nasıl oluşur?

Kişinin yaşamış olduğu panik atakların hoş olmayan bedensel duyumlara neden olması ve yanlış yorumlanması sonucunda, tekrar yaşanmasına yönelik korku hali yaşar ve kişi tetikte olma haline bürünür (beklenti anksiyetesi). Bedensel duyumlarına daha da dikkat etmeye, onları izlemeye başlar. Benzer duyumları hissetmeye başladığında kendisini rahatlatmak için çeşitli yollar geliştirmeye çalışır. Hastaneye gidebilir, ilaç kullanabilir? Bu tür davranışlar kişinin kaçma davranışına sebebiyet verir. Panik atağın panik bozukluğa dönmesine sebebiyet verir. Panik bozukluğu olan kişilerin strese karşı aşırı duyarlı olduğu düşünülmektedir.

Bedensel panik atak hangi durumlarda tetiklenir?

Zayıf beslenme alışkanlıkları, düzensiz beslenme ve katı diyetler sonucunda ortaya çıkabilecek değişken kan şekeri düzeyi, atakları tetikleyebilir.
Aşırı sık nefes alıp verme panik belirtilerini başlatır. Stres altındayken nefes farkına varmadan sıklaşır.
Sindirim sorunları ve besin alerjileri paniğe sebep olabilir.
Antidepresan ilaçlar özellikle kullanımına başlanan ilk hafta panik atakları ortaya çıkarabilir.
Kafein, sigara, alkol ve bazı uyuşturucular (LSD, esrar ve kokain gibi) panik ataklara sebep olabilirler.
Sakinleştirici etkisi olan herhangi bir ilacı ani olarak bırakmak panik atağın ortaya çıkmasına yol açabilir.
Amfetamin, kortizon ve astım tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da panik atakları tetikleyebilir.
Denge, koordinasyon, işitme ve görme zorlukları kişinin stres düzeyini artırarak panik ve agorafobiyi tetikleyebilir.
Bedensel ağrılar panik atağı tetikleyebilir.
Panik bozukluk hastalığı tedavi edilmediği takdirde seyri ne olur?

Panik bozukluk hastalığı erken dönemde saptanıp tedavi edilmediği takdirde hastada, depresyona ve alkol-madde kullanımına yol açabilir.

Agorafobi nedir?

Belirli yerleri ve durumları atak geçirmekle ilişkilendirmeye başlayabilirsiniz. Bir diğer atağı önlemek amacıyla daha önceki atakların meydana geldiği yerlerde bulunmaktan kaçınabilirsiniz. Ama bu günlük hayatınıza gittikçe daha fazla kısıtlama getirmeye başlar ve atak geçirmeniz halinde yardım alamayacağınızı düşünerek evde yalnız kalmaktan, hemen kaçılamayacak sinema, asansör gibi kapalı yerlere girmekten, tek başınıza sokağa çıkmaktan kaçınır hale gelebilirsiniz.

Panik bozukluk tedavisi mümkün müdür?

Panik bozukluğu, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Panik bozukluğun tedavisinde etkili bulunan ilaçlar vardır. Bu tedaviler için bir psikiyatristten destek almak uygun olacaktır. Ancak ilaç tedavisi etkili olmakla birlikte tedavi bittikten sonra şikayetler tekrarlayabilir. Bu nedenle ilaç kullanılsa bile kognitif-davranışçı terapi önerilmektedir.
Panik bozukluk ve agorafobi tedavisinde kognitif-davranışçı tedavinin etkinliğini araştıran birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucu kognitif-davranışçı terapiler oldukça etkili bulunmuştur (%75- 90).
Panik bozukluk hastalığının tedavisinde, stres kontrolünün sağlanması önemli bir aşamadır. Bu amaçla geliştirilen; Neurobiofeedback tekniği (kendi beyin dalgalarını görerek stresini kontrol etmeyi öğrenme) kullanılmaktadır. Nörobiyogeribildirim uygulaması bedensel tepkileri anlama ve bunların üstesinden gelmeye yardımcı olur.

(www.npistanbul.com


Antidepresan ilaçlar psikoloji veya psikiyatri denildiğinde ilk akla gelen konulardandır. Şeker gibi tüketilmeye başlandı ülkemizdede, herkes vitamin gibi aspirin gibi atıyor ağzına sonra dünyası güzelleşti sanıyor. Peki cidden dünya güzelleşiyor mu? En son bulabildiğim veri 2012 yılından ve yılda 37 Milyon kutu antidepresan ilacı tüketiliyor bizim ülkede *.

Her şeyden önce bir ekstra bilgi vermek istiyorum, cidden ihtiyaç duymaya başladım buna gına geldi çünkü; psikolog ve psikyatr arasındaki farklar. Psikolog olmuş insan 4 yıl lisans eğitimi almıştır ve ek olarak üstüne 2 yıl yüksek lisans, 4 yıl da doktora yapar. Psikiyatr ise 6 yıl tıp fakültesi okur, ondan sonra TUS ile psikiyatri seçer ve uzmanlaşır. Kısaca psikiyatr ilaç yazar, psikolog terapi uygular.

Ben bir psikoloji öğrencisiyim. Bizim ülkede herkes psikolojiye meraklı gibi görünüyor, gibi diyoum çünkü çoğu aslında "kişisel gelişim" zırvasına meraklı ama haberleri yok. Ya da "ilginç psikolojik hastalıklar" diye Google'da arama yapıp bir gerzeğin fantazi ürünü hikâyelerine inanıyorlar, neyse. Gerçekten bu konuda söyleyeceklerim çok ve dağ yıkarım hani o derece. Bir yerde bu bilim dalının öğrencisi olduğunu söylediğinde duyduğun bazı klişeler vardır. Ben konu ile alakalı olanını söyleyeceğim;

Haa bende bir kere gitmiştim psikologa. 15 dakikada ilaç yazdı gönderdi. Hiç dinlemedi etmedi, banada zaten ilaç lazımdı iyi oldu.
Bu cevabın gelme oranı %90'dır. Bazen açıklamaya ve doğru servise yönlendirmeye çalışırım. O kadar az bilgilendirilmiş oluyorlarki hastalıkları hakkında, panik atak tedavisinde ilaçların yeterli olduğunu ve düzenli kullanımda bu hastalığın geçeceğini düşünüyorlar. Ben daha bu cümlenin başında kafamdan "bir kere gittiysen psikolog değildir o, ilaç yazıysa psikiyatrdır" geçmeye başlıyor.

Sonuç olarak bir kutu antidepresan ilaç yazılıyor ve bitkisel hayat başlıyor. Bir öğrenci olarak  farmakoloji hakkında ahkam kesecek değilim, cürmüm yetmez. Bazı psikolojik ve nörolojik hastalıklarda olmazsa olmaz olduğunda hemfikirim ama kontrolü kolay, günlük hayatı etkilemeyen hastalıklarda terapinin daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Alıntı Bilgisi

Aşağıda yazılan kaynaklı bilgiler ekşisözlük "antidepresan kullan kişiye kullanma diyen kişi * " isimli başlıktan alıntıdır. Entry'nin orjinaline buradan ulaşabilirsiniz. Entry'de yazanlar sözlük formatından, blog formatına düzenlenmiştir. Yani büyük harf, noktalama işareti düzenlemesi yapılmıştır.
Antidepresan İlaçları ve Traci Johnson

Siz hiç Traci Johnson diye birisini duydunuz mu?

19 yaşındaki genç Traci, çok satan bir ilaç firmasının ürettiği antidepresan ilacının deneylerine katılan bir denek. Hiçbir sağlık sorunu olmamasına rağmen 7 Şubat 2004 tarihinde kendini asarak intihar ediyor. Bu gence tekrar geleceğiz ama daha eskiye gitmemiz lazım, konunun en başına.

Hayır, cennetten kovulduğumuz o güne kadar değil daha yakın bir zamana.

1950'lerin sonunda verem ilacı üzerinde çalışılırken tesadüfen bir ilaç bulunuyor; iproniazid. 1958'de piyasaya sürüldüğünde amacı mutluluk vermek olan bu ilaç, antidepresanların babası. Toksik yan etkilerinin olduğunun anlaşılması üzerine 1960'larda piyasadan hızlıca çekiliyor. Yerine marplan ve nardil sahne alıyor. Birer toksin deposu olan bu ilaçlar da kullanıcılarını zehirliyor, o yüzden bu ilaçların bir şartı var; birlikte alınan gıdalara dikkat edilmesi ve kesinlikle alkol alınmaması gerekiyor.

1976 yılında Eli Lilly adlı ilaç firması, fluoksetin isimli molekülün serotonin geri alımını geçici olarak inhibe ettiğini (engellediğini) buluyor. Bu milyar dolarlık rantın ve depresyon salgınının da başlangıcı demek. 1987 yılında buluşunu ilaç olarak piyasaya sürmeye hak kazanıyor. 1990'lı yıllarda eczanelerde prozac adıyla var olan ve yılda 400.000.000 kutudan fazla satan bu farmakolojik muskanın pazarı tüm ilaç firmalarını harekete geçiriyor.

Peynir ekmek gibi satan bu ucuz hapları üreten üretene. Makaleler, köşe yazıları, ünlü profesörlerin tavsiyeleri ile devam eden kampanya süreçleri ve en önemlisi ilaç firmaları ile işbirliği yapan bazı doktorların reçetelerine giriyor hepsi birer birer. Modern insanın mutsuzluğu için mutluluk iksiri; al ve yut, mutluluk senin olsun! Ama kazın ayağı öyle değil.

Çağımızın antidepresan terörü hızlıca ilerliyor.

Seroxat, zyprexa, effexor ve daha onlarcası? Sürekli halktan saklanan intihar vakaları, sonu ölümle biten yan etkiler ve kesilen milyar dolarlık cezalara rağmen insanlara ölüm getiren, bu gün Türkiye'de ise denetimsiz satılan altın yumurtlayan tavuklar.

Yukarıda adı geçen seroxat/paxil, kullananları intihara sürükleme potansiyeli olan antidepresanların başında geliyor. 2003 yılında İngiltere'de ilaç kontrolleri sonucu, seroxatın intihar eğilimini arttırdığı için 18 yaş altı çocuklara yasaklanması isteniyor (1).  Bu ilacın üzerine "24 yaş altında intihar eğilimine sebebiyet verebilir" yazdırılıyor ama satışını durduramıyorlar (2). İşin kötüsü, bu uyarı yazılana kadar ilaç 18 yaş altındaki çocuklara çoktan yazılmış durumda. Gençlerde intihara eğilime sebebiyet verdiği bulunan bu ilaç, sadece gençler değil yetişkinlerde de intihar eğilimine sebebiyet verdiği ortaya çıkıyor. Sayısız şikayet ve mahkeme sonrası, 2007 yılında ilacın etiketine; "kan şekerini bozar, diyabet hastalığını " tetikler yazılabiliyor sadece. Oysa FDA öyle demiyor. FDA, bu antidepresan ilaçların, yaşlılarda beklenmedik erken ölümlere sebebiyet verebildiğini açık açık söylüyor. Kim takar?

Yalnızca Amerika'da , 1993 ? 2009 yılları arasında seroxat adlı depresyon ilacını üreten şirket bir milyar dolara yakın ceza ödüyor. Rakamla da yazayım bari 1.000.000.000$. Bunun yaklaşık 390.000.000$'ı, sadece intihar ve intihara teşebbüse sebebiyet verdiğinden, 200.000.000$'ı bağımlılık yaptığı ve sakat doğumlara sebebiyet verdiği için (4). Üstelik bu firmaya, ilgili sebeplerden açılan davalar hâlâ devam ediyor. Ancak firmanın canına minnet, getirisi yanında götürüsü nedir ki? (5)

John Hopkins Üniversitesi, hamilelikte ve hamilelik öncesinde kullanılan antidepresan ilaçlarının, çocukların otizm hastalığına sahip olmalarına sebebiyet verebileceğini ortaya koyuyor (6). Bunu doğrular şekilde, Amerika'da 1980'lerden 2013'e kadar otizm hastalığı 20 kat artmış durumda. Aynı süre zarfında antidepresan kullanımı %400 yükselmiş vaziyette (7).

Dünada 17.000.000'dan fazla insanın kullandığı zyprexa isimli depresyon ilacı için, sadece Amerikan mahkemelerinde 2005 yılı içerisinde 8.000'den fazla şikâyet yapılmış. FDA, isim vererek zyprexa ve benzeri antidepresan ilaçlarının yine aynı şekilde beklenmedik erken ölümlere neden olabileceğini açıklıyor. Üstelik, bu ilaçlar belirgin yan tesirlerinden dolayı hâlen mahkemelik olmaya devam ediyor. Üstelik, bu ilaçlar belirgin yan tesirlerinden dolayı halen mahkemelik olmaya devam ediyor. Ama umrunda mı birilerinin ? İsim verse bile sürekli bu firmalar onaylı formülleri başka ticari adlarla piyasaya sürüyor. İsmi değiştir yeniden sür.. kurnazca değil mi ? (8)

Aynı ilaçlar, farklı ülkelerde farklı adlarla satılıyor ve hatta yeri geliyor başka ilaçları antidepresan diye yutturuyorlar insanlara (9). Koca ilaç devi Pfizer bile, 2004 yılında sara hastalığı için onay aldığı neurontin adlı ilacı, antidepresan olarak reçetelere sokuyor. Bunun sonucu ölen insanların hayatlarını geri getiremiyor belki ama ceza olarak 430.000.000$ ödüyor (10).

İkinci nesil antipsikotikler var bir de antidepresan diye verilen. Örneğin: risperdal; şizofreni, manik-depresyon gibi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Antidepresanların ortak karakteristiği olan yan etkilerinin haddi hesabı yok ve yine ne tesadüf ki tekrar intihar vakaları yaşanıyor (11).

Haziran 2012'de Texas mahkemesi, risperdal'ın üreticisi Johson & Johnson'a medikal sahtekarlıktan 158.000.000$ ceza kesiyor. Sebebi ise, ilacın güvenliği yan etkileri konusunda yanlış bilgiler vermesi. Sahtekarlık cezaları hep bu ilaç firmalarına gidiyor (12).

İngiltere Hull Üniversitesi'nden Profesör Doktor Irving Kircsh önderliğinde İngiliz, Kanadalı ve Amerikalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi bu ilaçları yakından inceliyor ve ne buluyorlar biliyor musunuz?

Bu ilaçların plasebo etkisi dışında aslında fark edilir bir katkısı yok. Yani aslında depresyon hastaları, bu hapları aldığında iyileşeceklerine inandıkları için iyileşiyor (13). Harvard dahil pek çok üniversitede ders veren Amerikalı Profesör Doktor Irving Kircsh, depresyon tedavisinde anti-depresan kullanılmasını kesinlikle reddediyor.

Ne mi oluyor anti-depresan kullananlarda;
? Büyük çoğunluğunda cinsel fonksiyon bozukluğu.
? Hamilelik sırasında kullanımında bebeğin otizm riskinin üç kat artması.
? Bağımlılık yaratması ve bırakıldığı takdirde hastalığın tekrar nüksetmesi.
? En önemli sorunu ise intihar eğilimi.
? Bazılarında ise cinayet. evet yanlış okumadınız cinayet (14).

Örneğin, popüler antidepresanlardan effexor'un üzerinde intihar dışında "cinayet eğilimi yaratabilir" ifadesi yer alıyor. Yani kullananın sadece intihar eğilimine sahip olmasına sebebiyet vermiyor bu masum ve ucuz hap aynı zamanda öldürtüyor da (15)!
Yan etkileri takdire şayan!
Sahtekarlık cezaları milyar dolarları aşmış ilaç firmalarının, bu bulgulara itiraz edeceklerini belirtmeme gerek var mı ? İnsan sağlığından çok parayı önemseyen şirketler bu bulgulara karşı makale ve araştırma sonuçları yayınlıyor. Ama namuslu bilim adamlarının mücadelesi bitmiyor. 2008'de Erick Turner, antidepresanlar üzerine yapılan araştırmalarda olumsuz çıkan sonuçların sadece %8'inin rapor edildiğini ortaya çıkartıyor yani, %92'lik olumsuz sonuçlar kayıtlara bile geçmiyor (16).

Paranın dini imanı, antidepresan pazarının da ucu bucağı yok. Antidepresan kullananlar bağımlı hale geliyor, ölümcül yan etkileri ile başbaşa kalıyor.

FDA, 2009 yılında bir çok antidepresan'ın üzerine nöroleptik malign sendrom (nedeni tam olarak bilinmeyen ve ölümcül tehlikesi olan sinirsel hastalık) sebebiyet verebilir ifadesini koyduruyor. Yani, kullandığınız için sebepsiz bir şekilde ölebilirsiniz ama merak etmeyin bu sadece bir yan etki (17)?

Paranın satın alamayacağı şey yok derler, Dr. Joseph Biederman ve onun gibileri bir çırpıda alıyor mesela. Çünkü bu pazar milyar dolarları temsil ediyor. Dr. Joseph Biederman'ın üniversiteden kazandığı para, ilaç firmalarından kazandığı paranın yanında bir hiç!

Kongre, Dr. Biederman'ın yukarıda adı geçen antidepresan firmalarından kazandığı paraları beyan etmediğini ortaya çıkarıyor. Koca Harvard Tıp Fakültesi doktoru, para için antidepresanların çocuklar üzerinde kullanımı teşvik ediyor ve karşılığında cukkayı indiriyor. İlaç firmalarından aldığı paralar milyon dolarları buluyor (18).

Piyasayı bu ve bunun gibi ilaç şirketleri daha çok kâr edip nemalansın diye uğraşan adamlarla dolduruyorlar. Öyle bir pazar ki Eli Lilly'nin cirosunun 3'te 1'i sadece zyprexa adlı antidepresan'dan geliyor.

İnsanlar bu hapları kullandığında aslında nasıl bir yan etkiyle karşılacaklarının tam olarak farkında değil.

ABD tarihinin en yüksek cezalarını sahtekarlık, bilgi saklama, yan etkileri gizleme gibi suçlardan ödeyen ilaç şirketlerinin Merck Co. (ödediği ceza; 4.85 milyar dolar), pfizer (ödediği ceza; 2,3 milyar dolar), Eli Lilly (ödediği ceza; 1,46 milyar dolar) yanında sizin beş kuruşluk sağlığınız ne ki? (20)

Ben kullanırım, bana bir şey olmaz mı diyorsunuz ?

İşte orada garibim Traci Johnson'un hikayesi başlıyor?

Traci Johnson

Traci Johnson; hiç bir sağlık sorunu olmayan, 19 yaşında bir genç. Para sebebiyle , antidepresan üreticisi Eli Lilly'nin yeni yıldız hapı duloxetine'in deneği olmaya karar veriyor. Ve deneklik esnasında "sürpriz bir şekilde" intihar ediyor. Eli Lilly'nin eli ayağı birbirine dolaşıyor çünkü duloxetine, artık gözden düşen prozac'ın yerine koyabilecekleri tek ilaç ve milyar dolarlık bir getiri bekliyorlar. Eli Lilly'nin tek umudu FDA'nın olayı kapatması, ve tuhaf bir şekilde beklenen oluyor. FDA, bu intihar üzerine hiç bir araştırma yapmadan testlerin devamına onay veriyor. İlaç cymbalta adıyla piyasaya sürülüyor. Bu ilacı kullananlar arasında 41 ölüm ve 13 intihar vakası tespit ediliyor, olayı The Independent gazetesi duyuruyor. Üstelik deneklerden dört kişinin daha intihara teşebbüs ettiği bilgisi sır oluyor. FDA, bu intihar ve ölümlerin araştırılmasını ticari sır olarak gördüğünü söylüyor ve hop gerçekler halktan gizleniyor (21).
Yaşanan intihar ve ölüm vakaları sonrası FED'i korku sarıyor ve ilaç piyasaya sürüldükten 1 ay sonra 18 yaş altı için intihar potansiyeli ve ölümcül yan etki taşıdığı için siyah kutu etiketi uyarısıyla bilgilendirme mecburiyeti getiriliyor. 18 yaş üstü yaşanan ölümlerde göz önüne alınınca bu yaş 25'e çıkartılıyor (22).
Bugün hala Türkiye'de gidip en yakın eczaneden alabileceğiniz bu ve benzeri ucuz ilaçlar, birer ölüm hapı. Üstelik bu ilaçları, ABD tarihinin sahtekarlık sebebiyle en büyük cezalarını ödeyen şirketler üretip pazarlıyor. Daha beslenme şeklinizi sormayan bazı psikiyatrlar, iki dakikada bunları reçetelerinize işliyor. Türkiye'de ise eczaneden bir koşu alınıp kullanılabiliyor.
Geriye de iyileşeceğini uman canı tetikte insanlar ve insanlara yaşam vaat edip, ceplerini ölüm ile dolduran dev şirketlerin hükümranlığı kalıyor.

Antidepresan ilaçları hastaları daha agresif, saldırgan, içine kapanık yapma gibi yan etkilerinin yanında bazı hastaları da intihara sürükleme eğilimine neden oluyor. Kurnaz ilaç şirketleri, lisans anlaşmalarından dolayı aynı ilacı değişik isimlerde satıyorlar. Bana inanmıyorsanız prospektüslere inanın. Kaşıntı değil yan etki ölüm, bak. Otizmi hiç saymıyorum bile.

Bu kadar olaydan sonra hala antidepresanların masum olduğunu savunmak, insanlık ve tıp adına utanç verici değil mi?

Bu ilaçların en büyük pazarlama taktikleri kullananların mutlu olacağına dair yarattıkları havadan başka bir şey değil.

Modern dünyanın bir ruhsal durumu olan depresyon kalıtımsal, çevresel, hormonal, duygusal nedenlere bağlı bir çöküntü halidir.
Antidepresanların hiçbiri, psikiyatrik hastalıklara kalıcı bir çözüm getirmez. Siz, size söylenen yalanlara inanmayın. Televizyonlar, bilgisayarlar, kablosuz internet, cep telefonları, elektromanyetik alanlar, gıdalar, mutfak aletlerinden aldığımız ağır metaller, metal iyonlar,  fastfood gıdalar, katkı maddeleri, vitaminler, mineral eksikliği, aldığımız ilaçlar, kötü beslenme alışkanlıkları, düzensiz uyku, hareketsizlik, depresyonu tetikleyen öğeler ve çevresel faktörler olarak psikiyatrların üzerinde durdukları konulardır. Çikolata, muz, fındık, fıstık ve balık gibi bir takım gıdalar; güneş ışığı, spor, müziğe ve hobilerinize verin kendini.
Ve şaka yapmıyorum sevmek ve sevgi dolu olmak depresyonun en temel ilacıdır.
Unutmadan evet, sizin sağlığınızı önemsemeyen o kötü dostum ben.

"kullanma yeaa" diyen cahil bir hırboyum..

Ve emin olun, gerçekleri sizden saklayan bu dost ilaç firmaları, mutluluğun ilacını bulmuş olsalardı, size eczanede kutusunu 50 liraya satmazlardı.

Saygılar..

Meraklısına not; her ilaç toksiktir (yani zehirli), toksiğin etkisi dozaj ile belirlenir. İproniazid gibi ilaçlar monoamine, oxidas tutucular (monoamine oxidase inhibitör) kategorisinde sınıflandırılır. Monoamine oxidas, nörotransmitter adı verilen serotonin, pinefirin gibi mutluluk veren hormonları metabolize eder ya da yıkar. Yani, monoamine oxidası tutarak mutluluk artırıcı hormonların düzeylerini yükselterek, depresyonu düzeltmeye çalışır.

(www.benlacivert.com)

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri