öğretmenbul.net
18 Kasım 2017 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > Kübra Aleş > METROPOL İNSANININ MUTLULUK ARAYIŞI
Kübra Aleş

METROPOL İNSANININ MUTLULUK ARAYIŞI

17.05.2015 16:58:56 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Kübra Aleş

Sayıca çok az olsalar da, hayatta her şeye rağmen mutlu olmayı kendine hedef seçmiş insanlarımız vardır. Bir de istediği birçok şeyi canının istediği anda gerçekleştirebilme imkanına sahip olmasına rağmen yüzü bir türlü gülemeyenlerimiz var. Bu bireylerin hem nitelik hem de nicelik bakımından çoğunluğunu kapsayan ortak bir paydası mevcut aslında; metropol insanının kabullenmek zorunda olduğu mutsuzluğu konumuz.


Metropol insanı "günaydın" der kendine her sabah. Bir yerden başka bir yere giderken toplu taşımaya binmek için mücadele eder. Yemek istediği şeyin parasını ödemek için (300 gr.bir adet ekmek) bile marketlerdeki kasa kuyruğunda dakikalarca sıra bekler. Ay sonuna doğru ay başında alıp üç beş gün içinde büyük çoğunluğunu tükettiği maaşının onu, bir sonraki aya sağ salim çıkarabilme düşüncesiyle günaşırı bir muhasebeci rolüyle baş eder. Çalışan bir metropol insanının uyandığı o günü iyi geçtiyse şanslıdır, canını sıkan bir şey olduysa vay haline demek en doğrusu olur. Çünkü olduğu yerden evine gelene kadar trafikle boğuşur, farklı bir alternatif olarak; onlarca insanın bakışı, kokusu, sesi, sıkışıklığının içinde, kendisine dokunmasından nefret edebileceği bir başkasının dirseğine kadar birçok noktaya maruz kalır. Toplu taşıma kullanan metropol insanıdır bu.

Bir anda, söylenmeye başlayan insanların sesini duyabilir. Belki de o gün söylenen kendisi oluverir, haklı olduğunu düşünür ya da haksız olduğunu sonradan fark edip hayat koşuşturmasının kendisini ne hale getirdiğini dinen öfkesinin ardında, kalabalığın içindeki sessiz yalnızlığıyla sorgulamaya başlar. Etrafında mutlu insanların varlığına ihtiyaç duyar; bu kimi zaman uzatmalı sevgilisi, kimi zaman değer verdiği ailesi, kimi zaman eşi dostu olur. Onlar mutlu olabilmek adına, belki çok zaman mutsuz olmasına da rağmen mücadele etmeye devam eder.

Yüzleri pek gülmez. Android aletlerin içinde yaşar ve paylaşır duygularını. İç dünyasındaki psikolojiyle baş etse bile çevresel faktörler onları genel anlamda yorgun ve mutsuz bir hale sürüklemeye devam eder.

İnsanlarımız çoktur bizim. Güvenilmez, sapkın, menfaatçi... Samimi olmayan ilişkilerin yoğun olduğu betonarme konaklarımız vardır çünkü bizim.

An gelir, internet başında gördüğü, kitaplarda okuduğu, sohbet içinde öğrendiği basit, sıcak hayatları, içsel ve dışsal kaygıları az olan insanların yaşadığı yerlere beş ile on saniye arasında gidip gelen bir iç çekişle özlem duyduğunu anımsar. Onlar aslında, o insanların ne içinde oturdukları eve, ne sahip olduklarına imrenir. Metropol insanı; insan gibi yaşayamadığına, nasıl geçtiğini tam olarak algılayamadığı yaşına vahlanır. Her şeye rağmen İstanbul der! Yine koşuşturma içerisinde kendisini eve atar, ertesi güne iyi uyanma mücadelesi içinde bir sonraki güne başlar.

Ruhsal dengemizi koruyabildiğimiz bir yaşam bizlerin olsun...

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.