17 Ocak 2018 Çarşamba
Anasayfa > SİYASET > SON ARABESKÇİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN

SON ARABESKÇİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN

08.12.2015 15:51 12 14 16 18 yazdır
Dr. Ahmet Koyuncu siyasetin arabeskçilerini yazdı.
SON ARABESKÇİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Arabesk sadece müzik değildir. Sadece birkaç notadan ibaret karışım olduğunu, hiçbir müzik kuralına uymadığını, hatta artık bittiğini, döneminin geçtiğini zannediyorsanız, yanılırsınız. Tıpkı her seçim akşamı sandıklar açıldığında, yanıldığınız gibi? Arabesk, bu ülke insanının taşıdır, toprağıdır, hatta sosyolojik hamurudur. Ne kadar görmeseniz de, görmek istemeseniz de, yasaklasanız da başa çıkamazsınız? Çünkü arabesk evdedir, sokaktadır, metroda ve dolmuştadır, okuldadır, hatta arabesk sandık başındadır. Biz köy kökenliler ne kadar bu gerçekten kaçsak da, nefret etsek de, aşağılasak da, o müzik aslında bizdir.

Aslında arabesk köyden şehre gelen insanların varoş kokusudur, kaldırıma sümkürülmüş balgamıdır, kemerinin üstünden görünen pijamasıdır, camide çaldırdığı ayakkabısıdır. Otobüse binerken birbirini tepeleyendir arabesk? Uçakta poşetlerini üst bagaja sığdırmak için yumruğu ile itendir? Devletin toprağına kaçak gecekonduyu dikip, her seçimde bir kat çıkandır. Cuma günleri sokakları kapatacak kadar camileri dolduran, ama fırsatını bulunca cukkasını da dolduran bir göz açıklığıdır?

Yani, zenginin malı ile çenesi yorulan züğürttür arabesk? Markalı arabalara ve kıyafetlere kavuştuğunda kendisini insan zannedendir? Kıroyum, ama para bendedir anlayışıdır, hatta tavana yapıştırılan çiğ köftedir. Bir yetmişlik devirdim diye övünendir. Hatta diskodur, pavyondur, Türkü bardır.  Hani düğünlerimiz, Mevlüt ve Kuran okunması ile başlar, ama dansöz ve gece rakı ile sürer ya? İşte bu nedenle arabesk düğün halayıdır. Yani saymakla bitmez. Arabesk bizdir.

Kendi çocukluk yıllarımı hatırlıyorum da? Büyüyünce ne olacağım sorulduğunda ''Yılmaz Güney olacağım'' derdim. Çünkü Sn. Yılmaz Güney'de benim gibi sıska ve çelimsizdi, ama benim yapamadığımı yapardı ve her önüne geleni döverdi. Ama ortaokul ve lisede Sn. Ferdi Tayfur gibi kızların hayran kaldığı yakışıklı birisi olmak istiyordum. Hatta Şarkıcı Ceylan'ın bana aşık olduğu konulu hayaller kurardım. Çünkü etrafımızda arabesk insanlar ve arabesk şarkılar vardı. Onları dinler, onların filmlerinde üzülür ağlardık. Çünkü o şarkılar bizi anlatırdı. O şarkılar, bizim köylerde ve kasabalarda sıkışmışlığımızdı. Çaresizliğimiz ve kaderimizdi. İlk olarak Lise 3' te bir Müzik hocam, arabesk hakkında farklı bir yorumda bulunmuştu ve şaşırmıştık. Onun sayesinde TRT 3 Radyo'yu öğrenmiştik.

Sonra üniversiteye İzmir'e gittiğimde arabeskten utanmaya başlamıştım. Aslında utandığım kendimdi. Böyle basit ve berbat diye bilinen bir müzik nasıl hoşuma giderdi? Sürekli başka müzikler dinlemeye ve keşfetmeye çalışırdım. Ama arabesk; hiç olmadık bir anda, bir radyo kanalında, bir yan oda kapı aralığından, hatta sokaktaki bir kasetçiden gelirdi. Duymamaya çalışır ve hala ondan hoşlanan yanımı aşağılardım. Çünkü bana köylülüğümü hatırlatırdı. Birey ve şehirli olamamamı? Aslında aşağıladığım kendimdi. Konuştuğumda bu birçok arkadaşımın da benzer çelişkiyi yaşadığını fark ederdim.      

Peki ne oldu da arabesk biz olmuştu? Ne zaman ki Atatürk Cumhuriyet'i toprak reformunu yapamadı ve maraba, maraba kaldı ya? İşte o zaman arabeskin ilk tohumları atıldı. Köyden ve köylüden başlaması istenen aydınlanmanın ateşi KÖY ENSTİTÜLERİ ne zaman kapatıldı ve ülke insanı kadere teslim edildiyse? İşte o zaman gübresi de üzerine serpildi. Topraksız, eğitimsiz ve cehaletle dolu köy insanımız 1950-1960'larda hızla çoğaldı. Artık köylere sığmadı ve şehre aktı. Sonra 60 ve 70'lerde milyonlara dönüştü bu akış? 

Şehirlerde öbek öbek köyler ortaya çıkmaya başladı. Hatta şehirler biçimsiz mega köylere dönüştü (Balcıoğlu İ,2007). Artık bir insan seli akıyordu şehirlere doğru ve şehirlerde ise onları yutan girdaplar oluşuyordu. O girdaba kapılan kişiler; ne köylü kalabiliyordu, ne de şehirli olabiliyordu. Bir yanda tüm imkanları ile şehir yaşantısı, diğer yanda tüm imkansızlıkları ile o yaşantıyı uzaklardan onları seyreden varoş insanları? Yaşadığı çıkmazlar ve çaresizlikler içerisinde yeni bir kültürü, yeni toplum yapısını oluşturuyorlardı. Bu insanlar köyden ne almıştı ki, şehirde onun üzerine bir kat daha koysunlar. Şehre gelen insanlar; olmayan alt yapısı ile yeni oluşan kültürün ve yaşam tarzının pençelerine kendisini bırakmışlar ve un ufak olarak, adeta başka bir canlıya dönüşmüşlerdi.                   

En sonunda Türkiye Cumhuriyet'inde 1970'ler başlarken, Cumhuriyet'in kültürel devrimleri yerini, tanımlanamayan bir yaratığa, kimi sosyologlara göre adeta bir yozlaşmaya bırakmıştı. Bu dönem öyle bir dönemdi ki? Hedeflenen İstanbul Türkçesi, Anadolu şivesine yenilmişti. Büyük emeklerle kurulan ve büyütülen Türk sineması ve Yeşilçam, seks filmlerine yenik düşmüş. Türk müziği ise Arabesk'e yenik düşmüştü.

Artık yeni bir insan tipi vardı. Birey olamayan ve sınıf bilincini unutan, geleceğini kadere bağlayan? İşyerinde, dolmuşta, evlerinde ve meyhanelerinde arabesk dinleyen, mutlaka Cuma namazına giden? Ama hafta sonu haftalığını aldığında ise ilk nefesini 'üç film birden'' SEKS filminde ya da Karaköy, Bentderesi vb. genelevlerinde alan? Bu tanımlanamayan, anomik insan topluluğu adeta bir kanser hücresi gibi şehirleri sarmış ve zaman içerisinde ele geçirmiştir.

Peki bu arabesk müzik nasıl bir müzikti? Adeta bir karışımdı. Türk Müziğinden, Türk Klasik Müziğinden, Arap, Mısır, hatta Batı Müziklerinden yapılan bir karışımdı (Ada, S,1992). Yani Türk halkının yaşadığı bir kafa karışıklığı, bir kimlik bunalımıydı, ne olduğuna karar vermemesiydi. Yani bizdi? Bizim toplumsal sürüklenişimizdi ve bu sürükleniş müzikte de kendisini göstermişti. Yani, bizim insanımızın; Orta Asya'dan getirdiği Şaman kültürünün, İslamiyet ve sonrasında bir parçamız olan Arap ve Mısır kültürünün, Cumhuriyet sonrasında teşvik edilen Batı Kültürünün bir karışımıydı.

Aslında arabesk bir problem müzik olarak değerlendirilebilir (Şenel O, 2014). Bir müzik türünün problem müzik sayılabilmesi uyandırdığı ahlaki panik ölçüsünde mümkündür. Bu da ortada bir tehdit olduğu ve acilen çözülmesi gerektiği kanısını doğurur. Bu çözümler ise toplumun çöküşünü ilan eden ve yol göstermek isteyen ahlak bekçileri tarafından savunulacaktır. Hier'e göre ahlaki paniğin işlevi toplumun geneli için problem oluşturan grup ya da etkenleri dışlayarak toplumun düzenini korumaktır (Aktaran: Şenel, O, 2014). İşte bu nedenle, 1970'lerde hızla yükselen arabesk TRT'de yasaklanmış, ama halk arasında yaşamaya ve büyümeye devam etmiştir.

Aslında toplum, bir katharsis, bir boşalma arayışındaydı, yani gerilimini bir şekilde boşaltmalıydı. Çünkü Avrupa' da yüzyıllara yayılmış olan göç olgusu, bizde 20-30 yıla sıkışmıştı (Balcıoğlu İ, 2007).  İşte arabesk, o sıkışmış kalmış insanlar için bir boşalma, efkar dağıtma ve kendi gerilimini alma yöntemi olarak devreye girmişti.  Alkol ve müziğin olduğu eğlence ortamı, yani "efkâr dağıtmak", duygusal boşalım sağladığı için, "kathartik süreç"e iyi bir örnektir (Mustan Dönmez, B. 2011). Arabeskin, kathartik bir niteliğe sahip olmasını sağlayan genel etkenler ise; kentin sosyal yapısına uyum sağlayamama ve yabancılaşma,  ekonomik bunalımlar, bir yere ait olamama, aşk acıları, yoksul olmanın verdiği ezilmişlik, çözümlenemeyen sorunlar karşısında Tanrı'ya ve kadere sığınma sayılabilir (Mustan Dönmez B, 2011).

Peki ne vardı bu müzikte? Acı, arabeskin olmazsa olmazıydı. Dinleyen kişi adeta ''Acıların Kadını'' ya da ' Acıların Çocuğu''ydu. Bitmeyen bir acı ve çilesi vardı. Hatta dinleyenler, her acının tiryakisi olmuştu. Sözlerinde Kader ve  isyan vardır ki, bu isyan kadere ve Tanrı'ya idi (aktaran: Mustan Dönmez B, 2011). Bitmeyen dertlere, yaşanan çaresizliklere idi.  Bu durum ise İslam'daki kadercilik anlayışına uymaz (Özoğlu Ö,2014). Aşk ise ulaşılmaz ve acı veridir. Ergenliğinde gönlünü kaptırdığı bir köylü güzelidir, geldiği şehirdeki bir varoş dilberidir. Zaten o dilberlerin hizmet verdiği pavyon ve müzikholler ortaya çıkmıştır. Ölüm çekilen acılardan bir kurtuluş yolu gibi görülse de, istenmeyen bir durumdur. Dinleyen kişi zaten doğarken ölmüştür.

Aslında felek denen sanal bir kavram yaratılarak deşarj yoluna gidilir. Tanrı'ya direk olarak isyan etmek insanları korkuttuğu için, bu varlık duygusal boşalım aracı olarak kullanılır (Mustan Dönmez B,2011). Bir yandan isyan ederken, bir yandan da haline şükredilir (Polyannacılık, Şükürcülük). Çünkü Dimyat'a pirince giderken, ellerindeki Cennet umudundan da olmak istemezler. Bir teselli istenir sevgiliden, bir dosttan ya da Tanrı'dan? İşte bu şekilde kafası karışmış insanın müziği de karışır, kavramları da? Çözümsüzlük ve süregiden '' Böyle gelmiş, böyle gider.'' anlayışı, hakim temadır ve adeta dinleyeni bırakmaz.     

             SİYASETTE Kİ ARABESK

Sonuçta arabesk toplumun sadece müziği değil, yaşam biçimiydi. Peki toplumda ortaya çıkan bir yaşam biçimi, sadece müzikte mi kalır? Hayır. Bir süre sonra siyasette de etkisini gösterir. Örneğin 1970'lerde Sağ partiler sağdı. Sol soldu. Ama 1980'lerin başında dört eğilimi de içinde barındıran arabesk partiler siyaset de sahne aldı. Örneğin Anavatan Partisi aynen arabesk müzik gibi her kültürden, her akımdan bir parça alarak oluşturulmuş bir karışım partisiydi. Varoşlarda ve köylerde insanlar nasıl arabeskle efkarını dağıtıp, günü kurtarıyorsa; siyasette de arabesk partiler de, o dönemin konjonktürünü kurtarıyordu. Ülkenin kalabalıklarına gerilimi verip, en iyi kathartik etkiyi sağlayan en fazla oyu alıyordu.  

Tarafsız olarak değerlendirildiğinde; siyasetteki ilk arabeskçi aslında Sn. Süleyman Demirel'di (halk ona da Sn. Müslüm Gürses gibi BABA demiştir). Tıpkı biz köyden gelenler gibi, eğitimi ile şehirleşmeye çalışanlar gibi kendisi çok güzel saklamıştır. Ama ilk arabesk siyasi partiyi kuran ve açıkça arabesk müzik dinleyen ise Sn. Turgut Özal'dı. Anavatan Partisi dört eğilimin arabeskiydi. Kendisi Milli Selamet Partisi kökenliydi. Hem köylülük vardı, hem de dindardı. Hem halkçıydı, hem de  'ben zengini severim'' diyebilecek kadar güçlüden yanaydı. Tıpkı köyden şehre gelmiş çoğunluk gibiydi. İşte bu nedenle insanlar o partide kendisini bulmuş ve ona yıllarca oy vermişti. Sonra Sn. Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz ise sonraki arabeskçilerdi, ama halk üzerinde etkileri Sn. Özal kadar olmamıştır.

Ama 2000'li yıllarda siyaset arenasında öyle bir kişi vardı ki; Türk siyasetinde ki arabesk artık en zirvedeydi. Arap kültürü gerekiyorsa Arapçası vardı (men dakka dukka). Kader gerekli ise, tam kaderciydi (bu işin fıtratında bu var, madencinin kaderi bu?). Bunlara ek olarak onu varoşlarda ve imam hatip köşelerinde unutan Cumhuriyet' e isyanı ve öfkesi vardı. Onun yaşadıklarını yaşamış olan çoğunluk ile beraber yürümüşlerdi bu yollarda, beraber ıslanmışlardı yağan yağmurlarda? Tüm arabesk sanatçıları gibi yokluktan gelmiş ve zirveye çıkmıştı. Bu yolculukta acı da vardı, çile de? Çaresizlik de vardı, şükürcülük de?  Ölüm ve kefen edebiyatı ise vazgeçilmeziydi. O zaten yaşarken ölmüştü (biz kefenimizle girdik bu yola)? İşte siyasette arabeski damardan veren bu kişi, Sn. Recep Tayyip Erdoğan'dı? Şarkıcı Bergen nasıl acıların kadını, Küçük Emrah acıların çocuğu ise, Sn. Erdoğan'da acıların siyasetçisiydi.

Sn. İbrahim Tatlıses ' Urfa'da Oxford vardı da, biz mi okumadık'' demişti ya, Kasımpaşa'da da Mozart mı vardı? Ülkenin köylerinde ve varoşlarında sağ iktidarlar tarafından unutulan insanlar kendi başlarına, bulabildikleri ile büyümüştü. Birey olamamış insan, bir eşyası olduğunda kendisini insan gibi hisseder. BMW ye binince, yanına sarışını oturtunca, zengin ve güçlü olunca insan olacağını zanneder ya? Bunları yapınca da, toplumdan çok büyük saygı görür ya? Bu insanlar da onu görmüş ve uygulamıştı? Ama o güç bağımlılık yapmış ve bırakamamışlardı. Daha fazlasını istemişlerdi. Bu kişilerin başarıları arttıkça, 'Yürü ya kulum'' dercesine her alana da el atmışlardı?

Örneğin Sn. İbrahim Tatlıses türkücü, şarkıcıbesteciyapımcıoyuncu, televizyon programcısı, sunucu, iş adamıdır (bu ünvanları ben demiyorum, wikipedia yazıyor)? Sn. Ferdi Tayfur ise şarkıcı, besteci, şair,yazarsöz yazarı, yönetmen, oyuncu, senarist? Sn. Orhan Gencebay ise, şarkıcı, besteci, şair, söz yazarı,  müzik yapımcısı ve yönetmeni ve oyuncudur. İşte Sn. Recep Tayyip Erdoğan'da aynı anda belediye başkanıdır, il ve ilçe başkanıdır, parti başkanıdır, bakandır, Başbakan'dır, Cumhurbaşkanı'dır. Şu anda da Başkanlık istemektedir.

Örneğin, Sn. İbrahim Tatlıses, kendi ifadesi ile bir mağarada doğmuş ve fakir semtlerde su satarak ve inşaatlarda çalışarak büyümüştür. Sn. Müslüm Gürses ise Urfa'nın bir köyünde, kerpiçten bir evde doğmuş ve Adana'da terzi çıraklığı, kunduracılık yapmıştır. İşte Sn. Recep Tayyip Erdoğan da çocukluğunda su ve simit satmıştır. Tıpkı onlar gibi zor koşullarda zirveye çıkmış bir fakir çocuğudur. Tıpkı onlar gibi çocukluğu travmalarla doludur. Nasıl ki Sn. İbrahim Tatlıses su satarken tokadı yemişse, o da imam hatipli olduğu için sistemden tokadı yemiştir. Nasıl ki 1970 ve 80'lerde TRT'de arabeskçilere yasaklamalar konmuşsa, Sn. Erdoğan'a da üniversite okuması konusunda yasaklamalar konmuştur. Dışarıdan fark derslerini vererek üniversiteye girmiştir. Ama üniversite diploması tartışma konudur.

Nasıl ki Sn. İbrahim Tatlıses'in, Sn. Müslüm Gürses'in nereli olduğu tartışma konusu ise, Sn. Erdoğan'ın da nereli olduğu tartışma konusudur. Sn. İbrahim Tatlıses etnik kökeni gibi, Sn. Erdoğan'ın etnik kökeni hakkında değişik bilgiler mevcuttur.

Nasıl ki Sn. Müslüm Gürses 'Baba'', Sn. Orhan Gencebay ve Sn. Ferdi Tayfur 'ABİ'', Sn. İbrahim Tatlıses 'İMPARATOR'' olmuşsa, Sn. Recep Tayyip Erdoğan ise saray yaptırmış ve BAŞKAN olmak istemektedir. Nasıl ki arabesk sanatçıları ünlü olmadan önce çay bahçelerinde şarkılar söylemişse, o da çay bahçelerinde parti konuşmaları yapmıştır. Nasıl ki Sn. İbrahim Tatlıses kalabalıkları konserlerde ve televizyonda ' SÖLLE!...'' diyerek coşturmuşsa, Sn. Erdoğan da eline mikrofonu aldığında miting alanlarında ki kalabalıkları 'HÜLOO!...'' diyerek coşturmuştur.

Burada çok önemli bir püf nokta vardır. Müzikte "gerginlik" "tiz" seslerle ifade edilirken, gerginliğin yerini "rahatlama" ya bırakması durumu "pes" seslerle ifade edilir. Özellikle Doğuya ait müzik kültürünün bir parçası olan arabeskte, gerginliği ifade eden sesler genelde duraktan tiz yönde uzaklaşırken, gerginliğin yerini boşalıma, yani katharsise bırakan sesler, pestleşerek durağa yaklaşır ve boşalımın tam olarak gerçekleşmesiyle birlikte durakta son bulur (Mustan Dönmez B, 2011). İşte bu özellikleri Sn. Erdoğan'ın konuşmalarında ve mitinglerinde de görürsünüz. Konuşmalarında tizleşen bir gerginlik artışı, ardından pestleşen ve boşalım sağlayan bir akış mevcuttur. İşte bu nedenle Sn. Erdoğan iyi bir hatip, Sn. Kılıçdaroğlu ve Sn. Bahçeli ise kötü bir hatiptir. Halka göre bu kişilerin konuşmalarında ise, meymenet yoktur. Çünkü insanlar gerilimi artıran ve sonra rahatlamayı sağlayan konuşmaları ve şarkıları severler. Zaten Sn. Erdoğan'ın da Türk siyasetinde en güzel yaptığı iş budur. Gündeme gerginlik yaratacak bir konu atar ve tartışmalar zirveye çıkar ve sonra da bir hamle ile gazın boşalmasını sağlar.

İşte bu nedenle, siyasette yarattığı bu karma ve kathartik üslubu ile Sn. Recep Tayyip Erdoğan, SON ARABESKÇİDİR. Hatta son İbrahim Tatlıses'tir. Son Müslüm Baba'dır, son Orhan Abidir, son Ferdi Tayfur'dur.

İşte gerçek budur. 1970, 1980 ve 1990'ları nasıl arabeskçiler yakıp kavurmuşsa, 2000 ve 2010'ları ise Sn. Recep Tayyip Erdoğan yakıp kavurmaktadır. En acısı ise, Atatürk'ün partisi CHP'nin, son yıllarda Sn. Erdoğan'ı taklit etmesidir.  Tıpkı ANAP ve AKP gibi, partiyi her eğilimden olan insanlara açmış ve yeni CHP adlı arabesk oluşum yaratarak, bu arabesk rüzgarından payına düşeni almak istemiştir. Son dönemde CHP'den; MHP'li Mansur Yavaş'ın belediye başkan adayı, Kürtçü Sn. Sezgin Tanrıkulu ve Milli Görüşten Sn. Mehmet Bekaroğlu'nun milletvekili olması bu duruma örnektir?  İşte bu nedenle YENİ CHP = ÇAKMA AKP, ÇAKMA ANAP'tır. Sayın Kılıçdaroğlu ise, Çakma Recep Tayyip Erdoğan'dır, şeklinde değerlendirmek yanlış olmaz. Hatta yeni CHP' yi,  ACISISIZ ARABESKE  de benzetebiliriz. Sn. Hakkı Bulut'un öncülüğünde acısız arabesk nasıl tutmadı ise, yeni CHP de tutmamıştır.

Tekrar söylüyorum; nasıl ki İstanbul Türkçesi, Anadolu şivesine yenilmişse, Yeşilçam ise seks filmlerine, Türk müziği de arabeske? İşte Sn. Kemal Kılıçdaroğlu'nun yönetimindeki Gazi Mustafa Kemal'in partisi CHP'de, siyasetteki arabeske yenilmiştir.

Eğer solcular arabesk dinleseydi, ben zaten her acının tiryakisi olmuşum diyen halkın, acı ve çile yoğrulduğunu ve bir teselli istediğini görecekti. Bir çözüm istemediğini ve haline şükrettiğini? En önemlisi vaatlere karnının tok olduğunu? Çünkü Sn. Demirel'in 500 günde enflasyon indirme sözü ve Sn. Tansu Çiller'in iki anahtar vaati hala midelerinde takılı durmaktadır. Mestan Dönmez, B. (2011) makalesinde: 'şarkı sözlerindeki karşı çıkışlar; Tanrıya, kadere ve sanal olarak yaratılan feleğe değil de, yönetim biçimine ve sosyal adaletsizliğe yapılsaydı ya da şarkı sözlerinde halka çağrı ileten mesajlar bulunsaydı, başka bir deyişle sorunların gerçek nedenleri ve gerçek çözümleri aransaydı,  PROTEST olarak tanımlamak daha doğru olurdu.'' diye yazmıştır. Nasıl ki halkımız arabesk ile rahatlıyor ve katharsis sağlanıyorsa, siyasette de aynı arabeskleşme ile katharsis sağlanıyordu. Çözüm değil, bir teselli isteniyordu. O teselliyi de en güzel Sn. Erdoğan veriyordu. Çakma Erdoğan'lar ve Çakma AKP'ler (Yeni CHP)  değil?

Son olarak Şenel (2013) çalışmasında katılımcılar arasında arabesk müziği hiç dinlemediğini belirten kişilerin oranı%48, bazen dinleyenlerin oranı%40 ve sıklıkla dinlediğini belirten kişilerin oranı ise %12'dir. Arabesk müziği hiç dinlemediğini söyleyenlerin (%48)'in arabesk dinleyenler hakkındaki çoğunluk düşüncesi ise; arabesk dinleyenlerin %80 kültürlü olmadığı, % 78 hoş görünmedikleri, %76 zeki olmadıkları vb. şeklindedir.

Bu sonuçlar, ülkemizin siyasi durumuna ne kadar benzemektedir. Ortalıkta hiç AKP' ye oy veren birisine rastlıyor musunuz? Çok az? Ama AKP % 49 oy alıyor. İnsanlar artık anket şirketlerini bile yanıltıyorlar. Nasıl ki arabesk dinlediklerini saklıyorlarsa, aynı şekil de AKP' ye oy verdiklerini de saklamaktadırlar. Çünkü bu günün Türkiye'sinde AKP'ye oy vermeyenlerin gözünde, AKP'ye oy verenler de aynen arabesk dinleyenler gibi cahil, eğitimsiz ve kaba olarak görülmektedir. Bu nedenle insanlar arabesk dinlediğini saklar gibi, AKP'ye de oy verdiğini saklamaktadır ve anket şirketlerini de yanıltmaktadırlar.

Sonuç olarak biz bu % 49'a ve Sn. Recep Tayyip Erdoğan'a kızmayalım. Onlar bir neden değil, bir sonuç? Vatandaşını birey yapamamış, okutup aydınlatamamış bir ülkenin, kendi haline bırakılmış çoğunluğunun çözüm değil, teselli arayışının bir sonucudurlar. Hatta onlar Cumhuriyet kurumlarının dökülmesinin, ülkenin bilimle ve sanatla aydınlanamamasının, üniversitelerdeki bilim adamlarının, yargıda ki hakimlerin ve savcıların cüppelerinin ağırlığını taşıyamamasının bir sonucudur. Bu kalabalıklar birey olabilselerdi, sorunları için bir çözüm ararlardı. Teselli değil? Daha önemlisi gerçek solun ise Protest olması gerekirdi, arabesk değil. Şu dönem kolaycılığın ve arabeskin yaptığı primden pay alma dönemidir. Sol bu dönemin değil, protest çıkışıyla geleceğin ümidi olmalıdır.        

İşte bu nedenle bir suçlu aranacaksa, kendisini cesurca eleştirmeyen ve tarafsız olamayan kendimizden başlamalıyız. Gözümüzü kapatıp, kulağımızı tıkayarak çözüm olmaz. Çözüm gerçekleri tarafsızca değerlendirerek, kendimizle cesurca yüzleşerek ve canımız yanarak gelecektir. Bu unutulmamalıdır?

 

Dr. Ahmet KOYUNCU

 

 

KAYNAKÇA:

Ada, S. (1992). Arabesk müziğin toplumsal boyutları. M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi Sayı: 4 sayfa:1-6.

Balcıoğlu İ. Sosyal ve psikolojik açıdan göç. Elit Kültür Yayınları.  İstanbul, 1. Baskı. 2007.

 

Dönmez, B. M. (2011). Katharsis fenomeninin arabesk özelindeki görünümü.International Journal of Human Sciences8(2).

Sinan, Ö. G. E. (2014). ARABESK KADER ALGISI-Orhan Gencebay Örneği-/Arabesque Perception of Destiny?Orhan Gencebay Case. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (41).

ŞENEL, O. PROBLEM MÜZİK KAVRAMI VE BİR PROBLEM MÜZİK TÜRÜ OLARAK ARABESK. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 1, Mart 2014, s. 209-214.

ŞENEL O. (2013). Müzik Algısı, Müzik Tercihi ve Sosyal Kimlik Bağlamında Müzikte Önyargı ve Kalıpyargı. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Müzik Bilimleri Anabilimdalı. 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri